20100228
Giriş - Gelişme
Şaşkın palyaço ifadesiyle etrafıma bakıyordum. Akşam olmuştu, eve dönmeliydim ama evin yolunu yürümeyi gözüm yemiyordu. Biraz da sarhoştum. Garson ısrarla dolduruyordu kadehi, dolduruyor, dolduruyordu. Adam akıllı sarhoş olmadan evvel kalkmalıydım ahşap sandalyenin rahatsızlığından. Ya da beni acemi bir rodeocu gibi üzerinden atmasını beklemeliydim. Evet, hep garip isteklerim vardı.
"Ne düşünüyorsun?" diye sordu. Yüzüne baktım. Cevabını alabilmek için ısrar edecekti.
Omuz silkmekle yetindim. Sarhoştum ve bunu biliyordu. Beni zorlamamalıydı ve biliyordum: Sarhoştu.
"Benim ne düşündüğümü bilmek ister misin?" dedi bu kez. Israrının bu boyutlara varacağını tahmin etmem gerekirdi. Konuşmak istemediğim nadir anlardan birindeydik. Lanet olası öyle güzel bakıyordu ki ona hayır diyecek gücü de bulamıyordum. Başımı salladım. Ne söyleyecekse söylerdi ve mide boşluğumdaki hoplama hissi geçerdi. Belki...
"Pekâlâ, önce tahmin et bakalım." Gülümsedi. Gülümseyişiyle koca dünyanın içinde kepçe bile değil, küçücük bir şey olduğumu farkettim. İrkildim. Yüzünden tıpkı bir ayna gibi beni yansıtıyordu; ama zıttı duruşlarımız. İz düşümüm bile değilken şimdi gölgem olmaya karar vermişti. Eziliyordum varlığıyla.
Şaşkın palyaço konuştu: "Eve gitmek istiyorsun?"
Kadife yumuşaklığında, hatta eriyik bir kahkaha attı. "Hayır, şapşal! Tekrar tahmin et. Bu son şansın."
Düşünmeye zorladım kendimi. Odaklanamıyordum. Gözleriyle burnu arasında kalan bölgeye takılmıştı gözlerim. Ufacık bir çil vardı yüzünde. Sadece anlık da olsa ona dokunmak ve gerçek olup olmadığını kontrol etmek istiyordum. Sonra bakışlarım ellerine kaydı. Masanın üzerinde birleştirdiği parmakları zarif, uzundu. Son şansım. Ellerine tutunmak için... Odaklanmalıydım.
"Kızarmış patates yemek istiyorsun."
Ani bir gülümseyişle beni kendimden aldı. "Ah, harika olurdu ama hayır, bilemedin. Sana kıyak geçip son bir şans daha vereyim mi?"
Yorgunluğumu belirten kısa bir iç çekişten sonra yüzümü ovaladım.
"Seni sıkmak istememiştim," dedi. Onu üzüyordum. Onu üzüyordum!
"Eve gitmeliyim," dedim. Bu adice bir savunmaydı. Karşı savunma yapamayacaktı.
"Kalkalım öyleyse..." Garsondan hesabı istedi. Hayatlarımızı birbirine geçirmek çok saçma olurdu; bu yüzden hesabı Alman usulü ödedik. Artık meteliksizdim.
Mekânı terk ettik; onu piç gibi bırakarak, ağır adımlarla... Garson biz olmadan bir hiçti. Rahatsız sandalyeler bizi çok özleyecekti ve ikimiz de adımlarımızın ardında kan lekeleri bırakıyorduk. Oysa ben dudağında ruj izi olmak istemiştim. O da belki çoğalmak istemişti bende. Bitirdik. Bitirdim. Konuşmuyorduk. Düşünüyordu ve ben ne düşündüğünü hâlâ bilmek istiyordum.
"Çok güzel bir akşamdı," dedi. Titredim iliklerime kadar. Hava soğudu. Dudağımın kenarında buruk bir tebessüm peydahlandı.
"Evet."
Suskunca yürüdük. İki kelimeyi bir araya getirip konuşamıyordum. Bütün gece tüketmiştik birbirimizi. Her heceyle morgun kapaklarından birini açmıştık ve karşılaştıklarımız geçmişte kalanlardı. Kayıp çok fazlaydı; biz uzun zamandır kaybetmeyi ödev edinmiştik. Yırtıp attığımız takvim yaprakları bir şeylere kefen olmuştu. Ölümlü bedenlerimizde onlarca ölümü tatmıştık. Yorgunduk.
"Ne düşündüğümü hâlâ bilmek istiyor musun?" diye sordu. Ses çıkarmadım. Konuşmaya devam etti: "Herkesin düşündüğü şeyleri. Normal insanlar gibi günlük koşuşturmacalarımı, küçük heyecanlarımı..." Yalan söylüyordu ama bunu kanıtlayamazdım. Beni alt etmişti.
İçimde bir yerlerde bir şeyler kırıldı. Gerçek, güçlü bir histi. Sessiz bir çığlık yükseldi boğazımdan. Sustum. Sadece sustum.
Vedalaştık ve sözleştik. O beni aramayacak, ben onun karşısına bir daha çıkmayacaktım. Birbirimizi hiç tanımamıştık biz. Hiç konuşmamıştık. Hiç karşılaşmamıştık. İki yabancıydık ve bu böyle kalacaktı. Evine dönecek, yatağına girecek, uyuyacaktı. Rüyasında beyaz bir prenses onu sevecek ve sonsuza dek mutlu olacaklardı. Sabah uyandığında beni hatırlamayacak, kahvesini benimle nasıl görüşeceğine dair planlar kurarak içmeyecekti. Sözleştik. Elini sıktım. Beni kendine çekip sıkıca sarıldı. Sanki o çok sevdiği komşusu başka bir şehre taşınıyordu. Her pazar akşamı yaptığımız ritüelin sonuna gelmiştik. Bir sonraki pazar yine tesadüfen karşılaşacaktık aynı mekânda. Sonra yine ve yine...
temmuz'08
Kategori:
Öykü
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
1 İzdüşüm:
Yorum Gönder